‘İktidar bu ülkede kadın bedeni üzerinden savaş yürüttü’

  • 09:02 21 Haziran 2021
  • Güncel
Sena Dolar
 
İSTANBUL - “Ahlak” kavramının kadın bedeni üzerinde tanımlanmasına ve erkek şiddetine açık hale getirilmesine tepki gösteren hak savunucusu Zeynep Duygu Ağbayır, “İktidar, bu ülkede kadın bedeni üzerinden savaş yürüttü. Çok ahlaktan bahseden ama çok ahlaksız olan bir kitle var karşımızda. Eğer birlikte yaşamayacaksak başka bir yöntem deneyeceğiz. Birlikte yaşayacaksak da bu kadar ahlaksızlıkla yaşamayacağız” dedi.
 
İktidar ve ortakları tarafından kadınların yaşamlarını, kararlarını hedef alan ve şiddeti meşrulaştıran söylemler üretildikçe cinsiyetçi saldırılar da artıyor. Daha önce farklı kentlerde kadınların giysileri bahane edilerek gerçekleştirilen saldırılardan sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Markete ekmek almaya çıkan bir kadına, “sarıklı, sakallı” olduğunu belirttiği bir erkek tarafından saldırı gerçekleştirildi. Kadınların bedeni, cinselliği ve giyimine indirgenen “ahlak” kavramının arkasına sığınan erkek aklı, şiddeti de bu şekilde meşrulaştırmaya çalışıyor. İktidar, yaratmak istediği “makbul kadın” anlayışı ve  “ahlakçılık” adı altında geliştirdiği politikalarla kadınları şiddete açık hale getiriyor. İktidar söylemleri ile “baskıcı, yozlaşmış toplumun temelleri” atılmak isteniyor.
 
Konuya dair ajansımıza değerlendirmelerde bulunan hak savunucusu ve feminist Zeynep Duygu Ağbayır, ahlaksızlığın kadın bedeni üzerinden tanımlanamayacağını vurgulayarak, “Çok ahlaktan bahseden ama çok ahlaksız olan bir kitle var karşımızda” sözlerine yer verdi.
 
‘İktidarını tartışmaya açmayanlar toplumu parsellemiş’
 
Ahlak kavramının kadınlar üzerinden yürütüldüğüne işaret eden Zeynep, bunun etkilerinden birinin geleneksel ataerkil din yorumu olduğunu kaydetti. “Ahlak dediğimiz kime göre, neye göre” diye soran Zeynep, şöyle devam etti: “Toplum tarafında belli bir çerçeve çiziliyor. Bir kadının mini etek giymesi de başörtülü olması da saldırıya engel değil. Diyarbakır’da bir kadın saldırıya uğruyorsa, Nişantaşı’nda başörtülü bir kadın saldırıya uğruyor. Hem politik sebepler hem de kutuplaştırma var hem de kadını ahlak üzerinden tanımlamaları var. Belli bir giyimin ötesine geçildiğinde ‘ahlaksız’, ‘namussuz’ gibi kavramları duyuyorum. Peki gerçekte nasıl oluyor? Toplum ahlaksızlık diye nitelendirebileceğimiz bir çok şeyi gizli yaptığınızda çok dahil olmuyor. Ama bunu açık yaptığınızda müdahale etmeye başlıyor.  Kadın üzerinden bir toplumun karakterize edilmesi çok yeni bir şey değil. Bugün de aynı şekilde bir toplum karakterize edilirken kadın üzerinden başlanması bana göre erkeklerin iktidar savaşlarından kaynaklanıyor. O iktidarı tartışmaya dahi açmıyorlar. Toplumu parsellemişler.”
 
‘Makbul kadın dışına çıkan kadınlar ahlakçılığa maruz kalıyor’
 
Erkeğin, kadınları eşit olarak görmeyi reddettiğini ve bundan dolayı kadını daha alt konumda gördüğünü belirten Zeynep, kadınların “makbul olmanın dışına çıktığı anda erkekler tarafından sorun çıkartıldığını” kaydetti. Zeynep, “Bunun için zaman zaman dini gerekçe gösteriyorlar, iffet, namus kavramları daha çok kadınlar üzerinden tanımlanıyor. Peki, bu ahlak, iffet kavramları erkekler söz konusu olunca nasıl bir şeye dönüşüyor? Erkeklerin aşk, seks hayatları çok göz önünde olsa bile, ‘Erkektir yapar’ tartışmaları var. Devlet yapısına, sisteme baktığınızda erkekler daha imtiyazlı bir yere sahip. İktidar, ‘Hamile kadın sokağa o şekilde çıkmaz, bu şekilde çıkar’ gibi sözler kullanıyor. Bir kadının nasıl olması gerektiğini anlatan bir iktidar dili var karşımızda. Makbul kadın kavramının dışına çıkan her kadın ahlakçı tutuma maruz kalıyor. Bir kırmızı ruju bile tartıştı bu ülkenin siyasileri. Yukarıdan böyle bir tartışma sürdürülürken topluma yansıması da oluyor. Temel hak ve özgürlüklerden çok uzak bir yerden bir dil kullanılıyor. Toplumda kadının kimlerle ‘yatıp kalkması’ bir ahlak ölçüsü” dedi.
 
‘Ahlaksızlığı iktidar tanımlıyor’
 
Toplumdaki her grubun yozlaşmış ve muhafazakar kesimleri olduğuna dikkat çeken Zeynep, “Bunun faturası hep kadınlara kesiliyor.  İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması meselesinde de aynı şeyi gördük. Şimdi 6284 yasasını tartışmaya açıyorlar. Bunların hepsi kadınların kontrolden çıktığını düşündükleri için. ‘Kadınlar ahlaksızlaşıyor, yalnızlığı tercih ediyor, bu dinen de caiz değil’ deyip din otoritesini de kullanıyorlar. Ahlaksızlığı iktidar tanımlıyor. Her iktidar kendi ‘makbul kadın’ profilini yaratmak istiyor bu toplumda. Çok ahlaktan bahseden ama çok ahlaksız olan bir kitle var karşımızda.  İktidar her dara düştüğünde, kadını malzeme etti. Örneğin, başörtülü kadın şiddete uğradığında kıyametler koptu, minik etek giyen bir kadın şiddete uğradığında kırk tane şey söylendi. Burada ikiyüzlü ve ikircikli bir tavır vardı. Bizim burada şiddeti tartışmamız gerekirken kadınların giyimi üzerinden tartışmaya başladık” şeklinde konuştu.
 
‘Bu kadar ahlaksızlıkla yaşamayacağız!’
 
Zeynep, ahlak kavramının bir kişinin hakkını gasp etmek üzerinden tanımladığını ifade ederken, şiddetin ise bir “ahlaksızlık” örneği olduğunu dile getirdi. Zeynep, şunları belirtti: “En çok da din tarafından çizilmiş şekilci bakış açsı bizim için çöp olmalı. Mesela helallik istemek bir muhalefet dili olamaz. Hesap sormak gerekiyor. Ahlaksızlık adı altında bir sürü insan hak ihlaline maruz kaldı bunu tartışmaya açmamız lazım. Ahlaksızlığın, bir kadının giyimi, bedeni, yaşamı üzerinden tanımlanamayacağını sık sık hatırlatmak zorundayız. İktidar o kadar nefret kustu ki üstümüze burası yaşanılabilecek bir yer olmaktan çıktı. 2015 yılından beri Kürtlerin yaşadıklarını tartışmaya açtığımızda, sokak ortasında bedeni 10 gün bekletilen Taybet Ana’nın durumunu nasıl aklayacaklar? Bu şahitlikler hiçbirimizin unutabileceği şahitlikler değil. Kadın bedeni üzerinden politika, savaş yürütüldü bu ülkede. Birlikte yaşamayacaksak eğer başka bir yöntem deneyeceğiz. Birlikte yaşayacaksak da bu kadar ahlaksızlıkla yaşamayacağız.”