Kürt coğrafyasında 1920’den 2021’e kimyasal silah gerçeği

  • 09:01 10 Haziran 2021
  • Güncel
Gülistan Azak
 
DİYARBAKIR - 1920 yılından bu yana kimyasal silahlarla bombalanan Kürt coğrafyasında insan ve doğa katliamı devam ediyor.
 
Dünya barışı ve güvenliğini tehdit eden en önemli sorunlardan birisi de kimyasal silahlanma. Kimyasal kullanımı, antik çağlarda kullanılan zehirli ok ve toksin dumanına kadar dayanmakta. Günümüzde ise kimya endüstrisindeki gelişmeler sonucu yaygınlaşan kimyasal silahlar, nükleer silahlar gibi sayısız ölümlere yol açıyor.
 
Kimyasal silahlar 2’nci Dünya Savaşı’yla birlikte iktidarlar tarafından daha yaygın kullanılmaya başlandı. 1963-67 yılları arasında Yemen’de gerçekleştirilen kimyasal katliam, 1988 yılında İran-Irak Savaşı sırasında, Irak’ın kendi ülkesinde yaşayan Kürtlere yönelik gerçekleştirdiği kimyasal katliam (Halepçe Katliamı) devletlerin kendi halklarına karşı kimyasal silahları kullanmaktan çekinmediklerini gözler önüne seren örneklerden bir kaçı.
 
Şêx Mahmudê Berzenci, Dersim, Halepçe…
 
Kuşkusuz kimyasal silahların en fazla dayatıldığı halkların başında toprakları dört parçaya bölünen Kürt halkı geliyor. Kürt halkına karşı zehirli gazlarla işlenen suçların ilki 1920’li yılların ortalarına dayanıyor. Süleymaniye merkezli Şêx Mahmudê Berzenci direnişine karşı İngilizler, savaş uçaklarından attıkları zehirli gazlarla sayıları 5-10 bin arasında Kürdü katletti.
 
Kürt halkının en büyük acılarından biri olan Dersim Soykırımı’nda da zehirli gazlar kullanıldı. 1937’de başlayıp 1938’de sona eren Dersim’deki soykırımda zehirli gazların kullanıldığı hem mağdurların anlatımı hem de katliamda payı olan Türk yetkililerinin anlatımlarıyla bilinen bir gerçek. 1920, 1937, 1988 yıllarında yaşanan katliamlar hatırda tutularak diyebiliriz ki, Kürt bölgelerinde birçok kez kimyasal silah kullanıldı.
 
Kimyasal silah kullanımı devam ediyor
 
Bölge halkının anlatımları, STÖ’lerin açıklamaları ve yayınladığı raporlara göre kimyasal silah kullanımı ve buna bağlı ölümler devam ediyor.
 
İnsan Hakları Derneği (İHD) 26 Ağustos 2011 tarihli “Türkiye’de yaşanan çatışmalı süreçte, Kimyasal ve biyolojik silah kullanımı iddialarına dair” adlı raporda 1994 -2011 yılları arasında yaşanan yoğun çatışmalar sonucu 46 kez "Kimyasal Silah Kullanıldığı" iddiası sonucunda 437 PKK’linin yaşamını yitirdiği basına ve raporun sonuçlarına yansımıştı. 2011 yılından sonra da özellikle sıklıkla düzenlenen sınır ötesi operasyonlarda gündeme gelen kimyasal silah kullanımı iddiaları her defasında yetkililer tarafından cevapsız bırakıldı. Son yıllarda Kuzey Suriye’ye ve Federe Kürdistan Bölgesi'ne düzenlenen operasyonlarda da kimyasal silah kullanımı iddiaları uluslararası basına ve Birleşmiş Milletler raporlarına yansımıştı.
 
2018 ve 2019 yıllarında Efrîn bölgesine düzenlenen zeytin dalı harekâtı olarak adlandırılan operasyonda kimyasal silah kullanıldığı iddiaları yine gündeme gelmiş ve Birleşmiş Milletler raporlarına yansımıştı.  Yine Federe Kürdistan Bölgesi'ne düzenlenen operasyonlarda 17 Mayıs’ta İngiliz gazetesi Morning Star’a yansıyan iddialara göre Zap, Metina, Avaşin bölgelerindeki operasyonlarda TSK’nın kimyasal silah kullandığı iddiaları yer almıştı. Buna dayanak olarak yaşamını yitiren bir PKK’linin cenazesinin fotoğraflarına gazetede yer verilmişti.
 
Savaş bağlantılı çevresel yıkımlar
 
Artan çatışmalar ile birlikte kullanılan kimyasal silahlar ve tahrip gücü yüksek bombalar ile ormanlık alanlar yok edilirken, ‘güvenlik’ eksenli politikalar çerçevesinde ateşe verilen ormanlık alanlar ile birlikte Kürt coğrafyasında bir katliama daha perde aralanıyor. Kürt sorununun demokratik çözüme kavuşması, hak ve talepler çerçevesinde geliştirilmesinin istenildiği bölgede, sorunda dayatılan çözümsüzlük, orman yangınlarıyla birlikte çok sayıda canlının da ölümüne neden olmaya devam ediyor. 2013’te başlatılan çözüm sürecinin bitirildiği 2015 yılından itibaren OHAL’ler, geçici güvenlik bölgesi ilanları ve köy boşaltma tehditleriyle karşı karşıya kalan bölgede onlarca yer geçici güvenlik bölgesi ilan edildi. AKP’nin Kürt meselesini de içeren konuların demokratik yollarla çözümü için adım attığı iddia edilen 2009 yılından 2018 yılına kadar geçen dönemde bölgede orman yangınları NASA’nın Kaynak Yönetim Sistemi için Yangın Bilgileri üzerinden aktif yangın uydu verileriyle incelendiğinde çıkan yangınlarla çözüm sürecinin bitirilmesi arasındaki ilişkiyi yakından görmek mümkün.
 
Yine bölge halkı ormanların bilinçli olarak yakıldığını, söndürme girişimlerinin engellendiğini aktarıyor. Bölge halkının bu aktarımlarını Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 2015 yılında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2017 yılında, Dersim Araştırmaları Merkezi’nin (DAM) 2018 yılında yayınladığı rapor da destekliyor.
 
Öte yandan savaşın tüm bu olumsuz etkilerine karşın dünyanın kaynakları savaş için harcanmaya devam etmekte. Askeri operasyonlar için Türkiye, askeri harcama yapan ülkeler arasında ilk sıralarda.
 
Uluslararası hukuk ve etkinliği
 
Silahsızlanma uluslararası hukukta ilk kez 1899-1907 tarihlerinde gerçekleştirilen Lahey Barış Konferansları'nda gündeme getirilmiş. Bu süreç daha sonra 1925 tarihinde imzalanan Cenevre Protokolü, 1972 tarihinde imzalanan Biyolojik Silahlar Sözleşmesi ve 1993 tarihinde imzalanan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi ile devam etti. Ancak uluslararası hukukta etkin denetimin olmayışı,  kimyasal silahlara bağlı ölümlere neden olmaya devam ediyor.
 
Silahsızlanma konusunun çözümünün önündeki en büyük engel, uluslararası hukukta etkin bir denetim ve ceza mekanizmasının olmayışı. Uluslararası hukuk, müeyyidelerden uzak olduğu sürece; savaş dünya literatüründe yer almaya devam edecek.